Edebiyat tarihinin en etkileyici gotik yazarlarından biri olan Mary Wollstonecraft Shelley, 1797 yılında Londra’da dünyaya geldi. Filozof ve feminist yazar Mary Wollstonecraft ile politik yazar William Godwin’in kızı olarak dünyaya gelen Mary, erken yaşta annesini kaybetmenin derin acısıyla büyüdü. Babası, ona klasik dillerin yanı sıra tarih, mitoloji ve din gibi alanlarda yoğun bir eğitim sundu. Bu entelektüel ortam, Mary’nin gelecekte kaleme alacağı eserlerde derin izler bıraktı.
FRANKENSTEIN'IN DOĞUŞU
Mary Shelley, 1812’de şair Percy Bysshe Shelley ile tanıştı. 1814’te birbirlerine aşık olan ikili, ailelerinin itirazlarına rağmen birlikte Avrupa’yı dolaştı. 1816 yazında Cenevre Gölü kenarında, Lord Byron ve arkadaşlarıyla birlikte bir araya geldiklerinde, “en iyi korku hikayesini kim yazacak?” sorusuyla bir yarışma düzenlendi. O zamanlar sadece 18 yaşında olan Mary Shelley, bu yarışma sonucunda modern bilimkurgu edebiyatının ilk büyük eseri sayılan "Frankenstein"ın temellerini attı. Shelley, Almanya'daki Frankenstein Kalesi’ne yaptığı bir geziden ilham alarak, insanın yaratıcılık ve bilimi ne kadar ileri götürebileceğine dair derin sorular soran bir eser kaleme aldı.
1818’de yayınlanan "Frankenstein", sadece bir korku hikayesi olmaktan öte, ahlaki ve dini sorgulamaları, bilim ve insanlık ilişkisini irdeleyen bir roman olarak dikkat çekti. Ancak, eser ilk başta eleştirmenlerden karışık yorumlar aldı. Kimi okurlar romanın karamsar ve sert tonundan etkilenirken, kimileri de bilim ve etik arasındaki gerilimi çarpıcı bir şekilde yansıttığını düşünüyordu.
1818’de yayınlanan "Frankenstein", sadece bir korku hikayesi olmaktan öte, ahlaki ve dini sorgulamaları, bilim ve insanlık ilişkisini irdeleyen bir roman olarak dikkat çekti. Ancak, eser ilk başta eleştirmenlerden karışık yorumlar aldı. Kimi okurlar romanın karamsar ve sert tonundan etkilenirken, kimileri de bilim ve etik arasındaki gerilimi çarpıcı bir şekilde yansıttığını düşünüyordu.
MATHILDA: KAYBOLMUŞ RUHLARIN HİKAYESİ
Mary Shelley’nin bir başka dikkat çeken eseri ise "Mathilda" adlı romanıydı. Shelley, bu eserinde yalnızlığın ve sevgiye duyulan özlemin psikolojik etkilerini büyüleyici bir dille işledi. 1819-1820 yılları arasında yazılan bu roman, Shelley’nin babası William Godwin tarafından olumsuz karşılandı ve ancak 1959’da yayınlanabildi. "Mathilda", mektuplaşma tarzında yazılmış ve ölümle kucaklaşan bir kahramanın gözlerinden anlatılmış, gotik ve romantik bir eser olarak edebiyat tarihinde kendine has bir yer edinmiştir.
Eserde, Mathilda isimli karakter, ölüm döşeğinde yatarken hayat hikayesini ve karanlık sırlarını bir arkadaşına anlatır. Babasına duyduğu idealize edilmiş sevgi, romanın merkezindeki psikolojik gerilimlerden biridir. Shelley, yalnızlığın insan ruhu üzerindeki etkisini olağanüstü bir dille anlatırken, karakterin iç dünyasının derinliklerine inmeyi başarır.
Eserde, Mathilda isimli karakter, ölüm döşeğinde yatarken hayat hikayesini ve karanlık sırlarını bir arkadaşına anlatır. Babasına duyduğu idealize edilmiş sevgi, romanın merkezindeki psikolojik gerilimlerden biridir. Shelley, yalnızlığın insan ruhu üzerindeki etkisini olağanüstü bir dille anlatırken, karakterin iç dünyasının derinliklerine inmeyi başarır.
MARY SHELLEY'İN EDEBİYATI VE MİRASI
Mary Shelley, yaşamı boyunca gotik edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olarak kaldı. "Frankenstein" ve "Mathilda" gibi eserleri, yalnızlık, insanlık, bilim ve ahlak gibi temaları derinlemesine işleyerek bugün bile edebiyat dünyasında yankı uyandırmaya devam ediyor. Shelley’nin eserleri, yalnızca korku ve gotik edebiyat severler için değil, insan ruhunun karanlık noktalarını sorgulamak isteyen herkes için büyük bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
Okuyucu Yorumları
0 yorumHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
Tartışmaya Katıl
Düşüncelerini paylaş, sesini duyur.